Bu gün kalorifer peteğine takıldı gözüm. Tül perde hafif hafif sallanıyor üzerinde. Petekteki sıcak suyun cemresine karşı koyamıyor besbelli. Daldım gittim öylesine, onlarca çizgiye bakarken, peteğin üzerinde. İlk aklıma gelen, çocukluğumda, sadece odun veya kömürle yanan “TINAL” marka sobamız oldu. Yuvarlak bir yapısı, üzerinde iç içe geçmiş 2 veya 3 halkası vardı ki, üzerine konacak tencere veya çaydanlığın büyüklüğüne göre bir ayar çekilirdi bu halkalara.
Düşünürken, soğuk kış gecelerinde, siyah beyaz televizyonun hanelere henüz yeni yeni girdiği yıllar. Başkaca meşgalesi yok hane halkının. Elektrikli fırınlar yok, yerlerine peçka var. Hem aygaz, hem fırın niyetine. Patates te, börek te, çörek te, ya peçkanın fırın bölümünde, ya da sulu yemekler tencere veya toprak kapla, ateş üzerinde pişer, kokusu tüm evi sarar, başında bekler, gerektiğinde odun, gerektiğinde kozalak takviyesi yapardık. Isıtırdı da aynı zamanda bulunduğu mekanı..
Birden…..
Bir koku, beynimin taa derinliklerinde.. Geçmişin kokusu.. Olur mu demeyin haa. Oluyor..
Anıların da kokusu var biliyorum..
Birden dank diye burnuma, beynime, hatıra defterime çarpan bir koku geldi..
Kestane, közde, daha doğrusu “TİNAL” soba üzerinde, ilkel ateş maşasıyla çevrilmeye çalışılan, iki tarafı çiziktirilmiş kestane. Ne zordu soğumalarını beklemek..
Serde tatarlık var birazcık.. Çiğ börek yapardı anneler, nineler.. Usulen yağda kızartılması makbuldür de, TİNAL sobanın döküm üst kısmında, şimdilerin pidesi, lahmacunu gibi, pişirir yerdik..
Kışın ıspanak tohumu ekerdi dedem, nerden geliyorlar, nasıl peydahlanıyorlarsa, mantarlar olurdu aralarında.. O mantarları da denemiştik, ne de güzel olmuştu soba üzerinde..
…………………………………………………………………….
Ne petekmiş beeee…
Ne anılara gark etti beni. Boynum tutulmuş, gözlerim kurumuş, daldıkları uzaklarda..
Boynuma da acıdım, gözlerime de, anılarıma da…
Çocukluğuma acıdım..
Geçmişime acıdım…
O “TİNAL” soba evi ısıtmakla kalmaz, karnımızı da doyururdu, kebapçıya gitmeden, kumpirciye gitmeden, köfteciye gitmeden…Baş yaveri peçkayla el ele. İki kozalak, iki meşe odunu hallederdi her şeyi..
Gözümün daldığı, boynumu bükerek zaman yolculuğuna beni çıkaran o petek ise, ısıtmıyor bile beni..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder